Ana Sayfa Blog Yazı detayları
Kelebeğin Rüyası
Bu yazı İbrahim Aşkar tarafından 25.3.2013 23:41:08 tarihinde yazıldı.
Orta 2'de sınıf tekrarı yaptığım yıl, edebiyat öğretmenimiz yeni, cıvıl cıvıl, kısa boylu fötr şapkalı bal gibi bir adamdı. Yekta Akpınar. Yığınla haytalık yapardık da dönüp sadece güzel güzel bakar, söylenmezdi hiç. Bu tatlı halleri ve sürekli gülümsemesi ile bizi yola getirmişti yalan yok

Atları çok severmiş. Battal Gazi'nin atı için yazılmış bir methiye'yi vermişti bana, meğer atın ismi Aşkar'mış, o zaman öğrenmiştim. Kuyruğu ve yelesi siyah kendi beyaz savaş atı; - rüzgar gibi hızlı.

Yekta Hoca sık sık müfredatın dışına çıkıp dünya edebiyatından, hatta Konfüçyus'tan, uzakdoğu felsefelerinden bahsederdi. "Ne diyor bu adam?" diye aval aval baktığımız olurdu. Bir gün anlattıklarını bir TAO hikayesi ile tamamlamıştı;

"Chuang Tzu rüyasında bir kelebek olduğunu görür. Uyandığında ise kendisinin, rüyasında kelebek olduğunu gören Chuang Tzu'mu yoksa rüyasında Chuang Tzu olduğunu gören bir kelebek mi olduğuna karar veremez"

Hal böyle olunca şiirlerimi Yekta Hoca'ya gösterme cesaretini bulmuştum. Uygun bir dille ;

-çok fazla "ikinci yeni" bunlar, biraz daha eskiye gidiver" dediğini anımsıyorum. Dönem ödevi diye bana hiç bilmediğim, erken yaşta vefat etmiş iki şairi araştırmamı önermişti, rica etmişti, sonra biraz da ısrar etmişti. Rüştü Onur, Muzaffer Uslu.

Bu gün o dönem ödevini bulup buluşturup tekrar okudum. Finali Rüştü Onur'un aşağıdaki şiir ile yapmışım:

Memnuniyet

Benden zarar gelmez
Kovanındaki arıya
Yuvasındaki kuşa;
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden;
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünya ortasında.

Sonuna da not düşmüşüm, "böyle güllük gülistanlık bir insan erken yaşta ölmeseymiş keşke".
---
Lise 1 li yıllarımda Yılmaz Erdoğan bir şiir kasedi çıkardı: 'Kayıp Kentin Yakışıklısı'. Abim o dönem Zonguldakta, para kazanıyor, yaza evlenecek. Kilimli de eniştemin dükkanında birlikte dinledik şiirleri, çok beğendik. Ben önce müziklere hayran oldum, sonra dizelere. O dönem şiirleri öyle çok dinlemişim ki, bir daha unutmadım, hala bir çırpıda ezberden okuyabiliyorum, fondaki müzikleri mırıldanabiliyorum.

Sırf bu yüzden bu Yılmaz Erdoğan'da bir şeyler var der dururdum.

"Çöle kıyısı olan kentlerin,
limanları sıkıcı olur
kuş uçar gemi geçmez,
kervan zaman içinde"



---
Lise 2 de "Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü?" yü izledik okulca. Buram buram Yılmaz Erdoğan dizeleri, repklikleri, esprileri ve Demet Akbağ'ın muhteşem oyunculuğu. Perdenin bir yerinde sahne karartılıyor, Demet ateş böceklerini kovalıyor yakalamak için. Tıpkı 3-5 yaşlarında iken, Trabzon'da köyde, ablamla yaptığımız gibi. Avuçlarımızın arasına bir tane alabilsek, baksak o ışık nasıl parlıyor, dünyalar bizim olacak.

"Hani radyoda çok sevdiğin bi şarkıya denk gelir sevinirsin de, tam sesini açtığında şarkı biter yaa..
Öyle bi şeydi işte.."



---
Bütün bunlar nereden çıktı. Yılmaz Erdoğan "Kelebeğin Rüyası" diye bir film yaptı, ben de oturdum izledim. Sanki taşlar yerine oturmuş, su yolunu bulmuş gibi bir hisler içindeyim.

Film, noktasal bir ışık süzmesinin, karanlıkta ateşböceği gibi aşağı yukarı gezinmesi ile başlıyor. Hemen sonrasında o ışık süzmesinin, kömür taşıyan beyaz bir atın gözü olduğunu anlıyorsunuz. Filmin tamamında şiirler, dizeler, duygular, bakışlar, ümitler, acılar, sevinçler..bin bir türlü insan halleri..

Rüştü Onur ve Muzaffer Uslu'nun Zonguldak hikayeleri anlatılıyor. Behçet Necatigil'in varlığı, filmde bile insana güven veriyor.

Filmin detaylarına girersem muhtemelen çıkamam ama özetlemek de gerek. Sadece yaşamakla olmuyor, bir iz de bırakılmalı hayata.

"Şiir bahanesidir hayatın"


"unutmak imkansız ama hatırlamamak mümkün"
Etiketler: Bookmark and Share
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.


İlk siz yorum yapın!

      sizi hatırlayalım mı?

© 2014 ibrahimaskar.com